27 Eylül 2013 Cuma

GÜLE GÜLE USTAM.......


                   " Kelebek olup da uçma
                         zamanı geldi şimdi.
                         Kanatlarım ulaşır mı

                         bunca acıdan sonra
                         göğün denizle birleştiği
                         o ufuk çizgisine?  ”
                                                                 Ahmet Erhan


22 Eylül 2013 Pazar

BAŞKALARININ HAYATI - (Das Leben der Anderen), The Lives Of Others



 Bu pazarın filmiydi. Lütfen izleyin derim. 



     " Senaryosunu Florian Henckel von Donnersmarck'ın yazdığı ve yönettiği filmin önemli rollerinde Martina Gedeck, Ulrich Mühe ve Sebastian Koch oynamışlardır. "Başkalarının Hayatı" yönetmenin kendi başına çektiği ilk uzun metrajlı sinema filmidir.


 1984 yılının Doğu Almanya'sında geçen bu politik gerilim filminde, ülkenin güçlü gizli polis örgütüStasi'nin yetenekli istihbarat elemanı Yüzbaşı Gerd Wiesler'in (Ulrich Mühe) rejim karşıtı olabilecekleri düşünülen bir sanatçı çifti gizlice dinleyip takip ederken yavaş yavaş yaptığı işten pişmanlık duyması anlatılmaktadır. 
       Konusu ve mesajı açısından film 1974 tarihliFrancis Ford Coppola filmiKonuşma'yı (The Conversation) andırır. Tıpkı o film gibi, "Başkalarının Hayatı" da bir politik rejim eleştirisinden daha çok, kişilerin ruh hallerini derinlemesine inceleyen, karakter tahlilleri yapan bir filmdir.


       En İyi Yabancı Film Akademi Ödülü'nü ve aynı dalda BAFTA,Bodil ve César Ödülleri'ni kazandı. Bunlardan başka çeşitli yarışma ve festivallerde filme 58 ödül daha verildi. "Başkalarının Hayatı" IMDb'nin en iyi 250 Film listesinde bulunmakta ve sıralamada üst sıralarda yer almaktadır."   diyor Vikipedia
          Ben de diyorum ki ; iyi ki izlemişim. Harikaydı. özellikle sonu çok başarılı. Oyunculuklar çok samimi. Görüntü kalitesine diyecek yok zaten.  Çok düz bir anlatımı olmamasına rağmen çok da rahatlıkla izleniyor. Çünkü anlatılanlar ve oyunculuk, yönetmenlik başarısı sizi filmin içine çekiveriyor. 
       Soundtrackı yani müzikleri de cabası.....
       Sistemleri, rejimleri sorgulayan bir yapım. İnsanı unutan her sistem çöker. Ya da rejimler demek lazım.  Rejimlerin ve sistemlerin amacı insana hizmet etmek olmalıdır.

3 Eylül 2013 Salı

Trailer KAUWBOY

KAUWBOY - Sinema

       Sinema saati.....

       Bugün bol ödüllü , harika bir film daha izledik Deniz Eren'le.. Aslında hemen her gün mutlaka 1 ya da 2 filmimiz var. Tatil boyunca bunu keyifle yapıyoruz. Onları da paylaşmayı çok isterdim. Güzellikler paylaşılsın ki çoğalsın... :) Fazla bir şey yazmak istemiyorum. Hala filmin sıcaklığının ve doğallığının etkisindeyim.  Lütfen izleyin derim sadece.


                             Trailler ( fragman) izlemek için tıklayın lütfen. 

                 
                         Trailler ( fragman) izlemek için tıklayın lütfen. 







29 Ağustos 2013 Perşembe

"Bugün de Ölmedim Anne.."

Şair Ahmet Erhan yaşamını yitirdi...



       Bu başlığın altını doldurmak benim için oldukça zor. Nedenlerini yazabilmeyi çok isterim. Nedenlerini yazmak hayatımın önemli bir dilimini anlatmak gibi olacak. Sadece kardeşim Ahmet Erhan'ı değil, Adnan Satıcı kardeşimi de yitirdik. 
        Eşimin ölümünden sonra konuk olduğu bir radyo proğramında Adnan; " Sol yanım sancıyor Savaş gittiğinden beri..." demişti. Her yanım sancıyor artık canım kardeşlerim, her yanım sancıyor siz gittiğinizden beri ....
       Abim Behçet Aysan, Uğur Kaynar ve daha niceleri.... Söz şairden geldi de onları andım ama söz kardeşten gelirse acılar çok, çok ve çoğalmakta.... 
       5 Ağustos 2013 günü Ahmet Erhan da gidenler kafilesine katıldı. Sözcükleri ve dostları geride kaldı.....

     Okan Konuralp şöyle duyurmuş bu acıyı....  http://www.hurriyet.com.tr/gundem/24455741.asp

14 Ocak 2011 Cuma

BİR NAZIM GEÇTİ BU DÜNYADAN.....


BU VATANA NASIL KIYDILAR
                                                                                             
İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 

Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler.
götürüp kâfire : «Buyur...» dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 
                                                                                            
Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 
                                                                                       
Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
 
                                                    1959
    








BU LİNKTE ONUN SESİNDEN DİNLEYEBİLECEĞİNİZ ŞİİRLERİ VAR....

3 Temmuz 2010 Cumartesi

YALNIZLIK MEVSİMİ kitapçılarda.....

Tolga Aydoğan'ın yakında imza günleri de olacak...:)))) Buradan duyuracağım.....

12 Haziran 2010 Cumartesi

YENİ BİR KİTAP



ESKİ BİR ÖĞRENCİMDİR TOLGA. ÇOK İÇTENLİKLİ, DUYARLI VE AYDIN BİR İNSANDIR. DUYARLILIKLIARI İÇİNE SIĞMADIĞINDA BUNU PAYŞLAŞMAK İSTEĞİYLE KİTAP YAZMAYA KARAR VERDİ. BAŞKA ÇALIŞMALARI DA VAR. ŞİMDİ 3-4 GÜNE KADAR BU KİTABI RAFLARDA OLACAK....OKUDUM BEN... YOKSA BLOĞUMA ALIR MIYDIM. OKUNASI BİR KİTAP OLMUŞ.YÜREĞİNE,EMEĞİNE SAĞLIK. TEMİZ BİR DİL VE TEMİZ BİR ANLATIMLA SUNUYOR OKUYUCULARINA....

25 Nisan 2010 Pazar

BEYHAN ABİ




Bu güzel kitapçının yeri ,daha doğrusu resmi adresi bu:
2. cadde 7/ b-c Demetevler Ankara

Ben biraz da tarif etmeye çalışayım. Demetevler Vatan Caddesinden Batıkent istikametine doğru giderken sol tarafta büyük bir cami vardır. Onun hemen karşısındadırlar.
Ben öğretmenim. Beyhan, daha önce Yenimahalle'de Bilge Sahaf'ı işletiyordu .Ama kira ödemek gibi çeşitli maddi sorunlar nedeniyle Yenimahalle'nin çok işlek bir yerinde bulunan bu kitapçıyı kapatmak zorunda kaldı. Şimdi bir yıldan fazladır yeni adreslerindeler.
Neden kira ödeyemediklerine gelince.... Anlatayım biraz biraz onları size; Beyhan Bilge Sahaf'tayken hem yakın, hem de güvenilir olduğu için öğrencilerimi hep ona yönlendiriyordum. Burada başka bu nitelikte, kırtasiye dışında, kitapçı da yoktu zaten. Öğrencilerim; hem onun abiliği, hem de dert dinleyen, onlara gülümseyen,onlarla zaman zaman çocuk olabilen kişiliği nedeniyle bu güzel insanı çok sevdiler. Okulumuzun kız yatılı kısmı da var. Ve ciddi para sorunu olan öğrencilerimiz bulunuyor burada... Onlara karşılıksız (yalnızca okuma karşılığında) kitap veren bu insanı tanımanızı isterim. Kaset, cd, resim ve kitap konusunda cömert olduğu kadar insanlık ve güler yüz konusunda da cömert olan Beyhan hepsinin gönlünü kazanmayı başardı. Çocuklarımın Beyhan Abisi oluverdi. Eeee bu karşılıksız kitap vermeler maddi olarak onu oldukça zorladı. O buna rağmen tavrını değil dükkanını değiştirdi.
Yeni adresinde de aynı biçimde sürdürüyor işini. Şimdi bir de Mevlüt var yanında. O da Beyhan gibi güzel bir insan.... Çocuklarımın iki abisi oldu şimdi. Siz de; kitap almasanız bile gidip dostluklarından , güler yüzlerinden, sohbetlerinden keyif alabilirsiniz. Zaman zaman onların çeşitli hikayelerini anlatmaya devam edeceğim. Çok alçakgönüllü oldukları için, önce onların iznini almak koşuluyla....

24 Nisan 2010 Cumartesi

SAHİBİNDEN KİTAP










Bu kitapçı Ankara'da, çok mütevazi iki güzel insan çalıştırıyor. Onlarla ilgili daha uzun uzun öyküler yazacağım size. Şimdilik yalnızca adlarını ve sitelerini vereyim. İnceleyin... Ankara'da olanların özellikle- insandan umudumuzun azaldığı şu zamanda- onlarla tanışmasını dilerim. Diğer yazımda adreslerini de yazacağım. Çok acelem var maalesef...

3 Şubat 2010 Çarşamba

SAHİPSİZ KEDİ VE KÖPEKLER İÇİN.....

LÜTFEN BU SİTEYİ GEZİN. EVSİZSAHİPSİZ.WORDPRESS.COM Duyarlılığımız yerimizden ahlanmalarla kalmasın.....

23 Ocak 2010 Cumartesi

KÜRKE HAYIR!... KUŞ TÜYÜNE HAYIR!....

kürkehayir.gen.tr Lütfen burayı ziyaret edip dikkatlice inceleyelim ve okuyalım. Başımıza vurularak bayıltılsak ve derimiz yüzülerek giysi yapılsa neler hissederdik acaba? Ya da çocuklarımızın başına böyle bir şey gelse....Şık olmanın tek yolu kürk giymek mi? Modacıların bu yılı kürk yılı ilan etmelerini protesto ediyorum ve onları lanetliyorum.
Bu nasıl affedilemez bir katliamdır. Korku filmlerinde bile gösterilemeyecek sahnelerin baş rol oyuncuları ve onların destekçisi tüketiciler, hepinizi lanetliyorum. Bencilce doğayı yok edip sonra da yakınmaya hakkınız yok. Geleceğimizi bizden çalamazsınız.
Ey yaratılanların "en soylusu" olduğunu düşünen insan UTANIYORUM....

13 Aralık 2009 Pazar

DUYURU.....DUYURU.....DUYURU....

10 MARİFET PİKNİKTE....

Daha bahara çok var demeyin.....İyi organizasyon şimdiden başlar. 10 Marifetçi tüm arkadaşlar, kendini 10 Marifetçi sayanlar, gönül ve emek birliği edenler; bir tanışma pikniği düzenlemek istedi sevgili arkadaşım Polyanna. "Sonbahara Elveda Derken" yazısında belirtti bu isteğini. Ankara'da olanlar ve olabilecekler buluşabiliriz. Çağımızın insanı yalnızlaştıran tüm albenili çabalarına karşı durabilmek güzel olmaz mı?
Ha, karşılaştık ve hoşlanmadık; net üzerinden ölçülü ve biçili biçimde ilişkimiz sürer ya da sürmez. Kim ne diyebilir ki. ... Biraz cesaret.....
Hayatımızı zenginleştirmek cesaret ve emek ister,birazcık bu zahmete katlanıp buluşmaya ne dersiniz...Hoşlanmayanların erken ayrılmaya her zaman hakları var tabi ki. :))
İnsanın yerini hiçbir şey tutmaz,yüz yüze iletişim, iletişimlerin en güçlüsüdür. En güzeli ve en doğalıdır iletişimlerin. Olduğu gibi olmaktan korkmayanlara göredir.Tüm risklerine rağmen çok da zevklidir o anı beklemek, yaşamaktan da güzeldir. ....
Net amacımıza hizmet eden bir araç değil mi yalnızca. ilişkilerimizi ve insan olmakılığımızı ( görmek, merak,dokunmak, işitmek....) daraltmasın lütfen. Denemeketen ne çıkar. :)))

7 Kasım 2009 Cumartesi

SİNEMA....SİNEMA....SİNEMA......

BU SİNEMA SİTESİNİ GEZMEDEN SİNEMAYA GİTMEYİN DERİM. GÜÇLÜ BİR KALEM VE ÇOK YERİNDE,TARAFSIZ ELEŞTİRİLER..... SİZE UYANI İZLEYİN. ZAMANINIZI VE BÜTÇENİZİ AYARLAYIN. ÖZEL BİR SİTE. ÖNERİRİM......
http://gorkeminsinemadefteri.blogspot.com/

15. GeZiCi FiLm FeStİvAlİ Festivaller aslında şehirlerin yaşadığına, kanlı canlı karşımızda durduğuna, nefes aldığına işaret ederler. Şu ana kadar ziyaret edebilme şansına ulaştığım İstanbul Film Festivali bunun en somut örneğidir. Az kalsın filmleri izlemeye kıyamadığım anlar bile oldu. Ama bir festival var ki dokunmaya bile korkarsınız incinecek kırılacak diye. Gezici Film Festivali nam-ı diğer Festival on Wheels ten bahsediyorum. Soğuk Ankara kışlarına sakin sakin hazırlık yaparken bana sıcacık bir karşılama yapan bir festivaldir bu. Kahve tadında da diyebiliriz. Jens Lien'in kusursuz kara mizah şaheseri "Sorun Yaratan Adam" la tanışmama vesile olmuş, Pernille Fischer Christensen ile cinsiyet kimliksizliğine inceden bir bakış attırmış, Haneke ile sığ sularda boğulmama neden olmuş, Goddard'ın burjuvazi eleştirisi yaşasın anarşi dedirten "Haftasonu" filmi ile yakın temas kurdurmuş ve Almodovar'ın kriz geçiren kadınlarının içinde sıkışarak 80 lere farklı bir bakış attırmış bir festivaldir bu. Gerçeküstücü kısa filmlere, avrupa panoraması başlıklı kısalara ve çocuklar için özel seçkilere kapılarını açmıştır. Üstelik ücretsiz kısa film gösterimleri sunarak kısa film mantığının daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır. Gezici festival tamamen amatör bir ruha sahiptir. Üniversitede tiyatroyla uğraşırken amatör bir ruhla profesyonel işler çıkarmaya çalışırdık. Bu festivalin de şehir şehir dolaşarak ulaşmaya insanların pek de itibar etmediği yerleri ziyaret etmesi, sinemanın ne demek olduğunu pek de bilmeyen insanlarla buluşmaya çalışması aslında ticari kaygılardan uzaklaşmış amatör bir ruhun savaşı. Savaş diyorum çünkü tam da bu yıl aslında ayakta durmak için her şeye rağmen direndiğini bize gösteriyor. Kars yerel yönetimlerindeki değişimlere paralel Gezici Festival bu yıl Kars'a uğrayamaz oldu. Daha doğrusu uğramaktan öte Kars, bu festivalin ev sahibiydi. Çeşitli seminerler, workshoplar , sinema konuşalım etkinlikleri ve galalara tanıklık etmişti. Bu uzak yolculuğa 15. yıl itibariyle veda etmek üzücü. İşin sanata vurulmuş okkalı bir balta olduğunu söylemek de yetmiyor sonuçta. Tekerlekleri üzerinde gezen festivalimiz kendine ev sahipliği yapacak sıcak bir yuva arayışına girdi. Yıllar önce bana kapılarını açan aile şimdi ıssız kalmaya başlamıştı. Şehirde bir film festivali düzenlemek bir çok şehir için fazla ütopik gelse de bir şehir bu festivale kapılarını açtı. Eveeet bundan sonra yeni mekanımız "Artvin". Hepimize hayırlı uğurlu olsun temennileri eşliğinde festival ruhunun 4 - 10 Aralık'ta Ankara Batı Sinemasında, 11 - 17 Aralıkta Artvin'de ve 18 - 20 Aralık'ta da sınır ötesi Üsküp'te yaşatılacağını hatırlatırım. Batı Sineması bir hayli anı yüklüdür benim için. Perdeleri kapalıydı ancak bu yıl Gezici Festivalle birlikte kapılarını tekrar açıyor. İstanbul'da da Yeni Rüya sineması için çok sevinmiştim. Üç Film Birden hikayesi kapanıp yerine festivallere ev sahipliği yapan bir sinemaya dönüştürülmüştü bu sinema da. Şimdi Batı Sineması da Üç Film birden e mi dönüştürülecek endişeme tam da zamanında, güzel bir darbe indirilerek sanatsal paylaşıma açık hale getirildi. Batı Sineması'nın önünde Titanic için kışın soğukta saatlerce kuyruk beklediğim günü hala unutamam. Eski, anı kokan bir sinemayı daha kaybetmemenin sevincini de buradan paylaşmak istedim.

31 Ekim 2009 Cumartesi

NEDEN KELİLE? ÇÜNKÜÜÜÜ,

Yorumlarda "içimdengeldiğigibii.blogspot.com'"un sorduğu soruya yanıt olmak üzere ve bir şeyler yazmak için bu açıklamayı yapıyorum. İçimdengeldiğigibii.blogspot.com 'a teşekkürler.
Kelile ve Dimne M.Ö. 1 yüzyıl civarında yaşadığı düşünülen Beydeba tarafından kaleme alınmış fabl tarzında hikâyeler barındıran bir hikâye kitabıdır.Mitolojik bir eserdir. Hint mitolojisi. Beydeba'nın yaşadığı zaman hakkında birçok söylenti bulunmakta ise de kitabın Depşelem isimli bir Hint hükümdarı zamanında yazıldığı düşünülmektedir. Zira eserin hükümdara sunulduğu ve hükümdara bir tür nasihat niteliğinde olduğu öne sürülmüştür. Fabl türünün ilk ve en önemli örneklerinden olan Kelile ve Dimne`deki hikâyeler siyasetten erdeme kadar birçok farklı konuyu ele almıştır. Eser adını ilk bölümündeki bir hikâyenin kahramanı olan iki çakaldan almıştır; "doğrunun ve dürüstlüğün" simgesi "Kelile" ile "yanlışın ve yalanın" simgesi Dimne.
Ama benim bu adı kullanırken; anlamı kadar söylenişindeki müziği ve inceliği (ince seslerden oluşan bir sözcük olduğu için) de sevdiğimi belirtmeliyim. İnce ama "k" den dolayı da kararlı ve keskin."l" lerden dolayı da yumuşak ve şiirsel oluşu çekiyor beni.